Geleneksel değerlerden kurtulmak için eski değerlerden
kurtulmak gerektiğini ve yeninin ancak eskiyi öldürmekle yaşama olanağı
bulacağını söyleyen Nietzsche’ye çağı içinde özellik kazandıran, geleceğe kalan
düşünceleridir. Gelenekle ilgili düşünceleriyle Batı düşüncesinin kırılma
noktasına gelmesinde etkili olmuştur. Ona göre gelenek insanı olduğu yerde
durduran, gelişmesini, ilerlemesini önleyen bir olgudur. Tüm geleneklerin
özünde geçmişi aktarma, dolayısıyla geleceği aydınlatıcı kaynaktan uzak olma
söz konusudur.
Nietzsche iki farklı insan tipi ortaya koyar. Biri eylemde
bulunan ve geleceğe açılan insan(üst insan); diğeri geleneklere bağlı, günlük
davranışlarıyla sınırlı olan yığın varlığı. Eylem içinde olan insan, yaratıcı
gücü ile geleneğin bağlarından kurtularak geleceğe açılırken, toplum varlığı
olmaktan çıkar, bireyselleşir. Bireyciliğin en üst basamağının ifadesi olan üst
insan kendi yaratıcı güçlerine tümüyle sahip çıkan, kendine has yaşam alanı
açmayı amaçlayan insandır. Üst insan, çağın değil geleceğin insanıdır.
Çağında, felsefe kadar sanatın da yaşamın seyircisi olduğunu
düşünen Nietzsche sanatçı ve özgür düşünür tipinin ortadan kalktığını, yitip
gittiğini öne sürer. Yitip gidenlere karşılık, Nietzsche’nin önerdiği üst insan
anlayışı sanatta da etkili olur. Sanatı özgür yaratma eylemi olarak gören
düşüncenin etkinleşmesine olanak sağlar; yeni değerler ve biçimler yaratmaya
duyulan dayanılmaz itkinin habercisi olur.
Nietzsche, insanın aklın çizgilerinin dışına çıkarak
kapıldığı derin coşkunlukla baskılardan kurtulabileceğini öne sürer. Baskıdan
kurtulan insan ise kendisini yaratıcı eylem içinde bulur ki bu içten gelen
yaratıcı taşkınlık sanatın özüdür. İnsandaki yaratıcı içgüdünün dışavurumudur.
Bu yaratıcı taşkınlığın yanında sanatın bir diğer kaynağı da dengedir, ölçüdür.
Dolayısıyla sanat ürünün ortaya çıkışında iki ana ilke vardır: denge(ölçü) ile
taşkınlık(coşkunluk).
Nietzsche’nin önemi bu iki ilke arasındaki ilişkiyi ilk
olarak ortaya koymasından kaynaklanır. Nietzsche için yaratma ile eylemde bulunmak, içten gelen
itkiyle yaratmaya yönelmek ve düşünmek eş doğrultudadır. Bu bakış açısı çağının
sınırlarını aşar. Sokrates’ten beri süren rasyonalist yaklaşım, tüm insan
eylemlerinde ve davranışlarında geçerli tek ölçüt olarak aklı kabul eder. İnsanın
sadece bir akıl varlığı olarak ele alınmasını eksiklik olarak gören
Nietzsche’ye göre, insan yalnız aklıyla değil, tüm eylemleriyle ele
alınmalıdır. Sanatın özünde, felsefede olduğu gibi yaratma, yoktan var etme
eylemi vardır ve tüm yaratıcı güçler sürekli eylem içindedir. Eyleme geçerek
gücünü ortaya koyan insan yaratıcılığını dışa vurur. Yaratıcılık geleceği düzene
koyma çabasıdır. Bu bağlamda çağının ötesine geçen Nietzsche’nin düşünceleri
XX. yüzyıla miras kalır.
--------------------------------------------------------------------------------------
XX. Yüzyıl Sanatının Kuramsal Dili, Nilüfer Öndin, MSGSÜ Yayınları, Aralık 2009
--------------------------------------------------------------------------------------
XX. Yüzyıl Sanatının Kuramsal Dili, Nilüfer Öndin, MSGSÜ Yayınları, Aralık 2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder